Keşke Orada Olsaydım: Yapay Zekâ Manzaraları Neden Bizi Durduruyor?

Yapay zekâ ile ürettiğim manzara ve doğa resimlerini çeşitli yapay zekâ araçlarıyla hareketlendirip video formatına çeviriyorum. Bu videoların yüksek etkileşim almasını ilk başlarda şansa bağladım. İnsan bu yapaylığı sezdiği halde neden bu kadar etkileşim verir, diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Sonra videolar tekrar tekrar yüksek etkileşim alınca bunun üzerine düşünmeye karar verdim.
Günlük yaşamımızda sürekli bir koşuşturma halindeyiz. Sanki bir kaosun ortasına aniden ışınlanmış gibiyiz: iş yerindeki sorunlar, ailedeki sorunlar, sosyal çevredeki sorunlar… Sanki bin koldan bir savaş veriyoruz. Ve ekranı kaydırırken, sosyal medyayla beynimizi çürütürken aniden bir anlığına duruyoruz. Karşımızda masalsı bir manzara var ve o anda beynimiz birden şunu düşünmeye başlıyor: “Keşke orada olsaydım.”
Sanki tablolardan çıkmış gibi duran o uçsuz bucaksız çayırların içinde olsak rahatlayacağımızı, bütün bu koşuşturmanın biteceğini düşünüyoruz. Boğulmakta olan birinin derin bir nefes alışı kadar rahatlayacağımızı.
Bu rahatlama hissinin nereden geldiğini düşünüyorum. Büyük patlama gerçekleşiyor, evren ortaya çıkıyor ve çok uzun bir yolculuğun sonunda biz evrimleşiyoruz. Doğayla baş başa kalıp onunla mücadele etmeyi öğreniyoruz. Doğa da aynı bizim kadar eski, el değmemiş bir geçmişten, özümüzden geliyor. Şimdi içimizdeki o his, o günleri, o öğretileri, o özlemi hatırlıyor.
Bu sadece bir his de değil. Biyolog Edward O. Wilson, 1984’te yazdığı Biophilia kitabında insanın canlılara ve doğaya doğuştan bir yakınlık duyduğunu öne sürdü ve buna “biyofili” adını verdi.[1] Araştırmalar da bu çekimin bedenimizde bir karşılığı olduğunu gösteriyor. 1984’te yayımlanan bir çalışmada, ameliyattan sonra penceresinden ağaç gören hastalar, tuğla duvar gören hastalara göre hastanede daha kısa kaldı ve daha az güçlü ağrı kesiciye ihtiyaç duydu.[2] 1991’deki bir başka deneyde ise katılımcılara önce stres yaratan bir film, ardından doğa ya da şehir videoları izletildi. Doğa videolarını izleyenler stresten daha hızlı ve daha tam toparlandı.[3] Yani bir doğa görüntüsüne ekranın içinden bakmak bile bizi biraz sakinleştiriyor.
Şimdilerde doğanın üzerine yaptığımız her şey yapaylıktan geliyor: kentler, dev binalar, dev yapılar, trafik, egzoz dumanı, kirlilik, ses, gürültü. Tüm bunlar kendi ellerimizle yaptığımız bir hapishane. Şimdi o el değmemiş, bakir kalmış manzaraya bakarken, kendi sebep olduğumuz hapishanenin parmaklıklarının ardından düş kuruyoruz. “Keşke orada olsaydım” diyoruz.
İşin ilginç yanı şu: O manzaraların hiçbiri gerçek değil. Paylaştığım çayırlar, göller, sisli vadiler hiçbir haritada yok. İnsanlar yine de duruyor, izliyor, “keşke orada olsaydım” diyor. Belki de yapaylığı sezdikleri halde etkileşim vermelerinin sebebi bu: Özlediğimiz şey o yer değil, o yerin bize hissettirdiği şey. Aradığımız huzur zaten hiçbir zaman “orada” değildi.
Elbette tüm bunlar gelişmiş bir medeniyet kurma arzusunun, teknolojinin, artık ne demek isterseniz hepsinin yan etkileri; bazen de gereklilikleri. Bunu durduramayız, önüne geçemeyiz. Ama zihnimizde oluşturduğumuz hapishanelerin parmaklıklarına esir olmamak için biraz durup soluklanmalıyız.
Koşuşturmayı bir anlığına bırakıp biraz soluklanmalı, manzaraya bakmalıyız. Mutluluğun her zaman ileride, başka bir anda, başka bir yerde olduğunu düşünmeden, tam da şu anda olduğunu kabullenmeliyiz. “Şimdi orada olsaydım” değil, “burada da mutluluğu bulabilirim” diyebilmeliyiz. Kendi kurduğumuz hapishanede zihnimizi korumak için buna mecburuz.
İyi günler dilerim, tekrar buluşmak dileğiyle.
Kaynaklar
- Wilson, E. O. (1984). Biophilia. Harvard University Press.
- Ulrich, R. S. (1984). "View through a window may influence recovery from surgery." Science, 224, 420-421. doi.org
- Ulrich, R. S., Simons, R. F., Losito, B. D., Fiorito, E., Miles, M. A., & Zelson, M. (1991). "Stress recovery during exposure to natural and urban environments." Journal of Environmental Psychology, 11(3), 201-230. doi.org